Yürümek üzerine
Biz insanlar yürümeyi sadece bir yerden bir yere gidilmesi olarak görürüz. Ayaklarımızı bir çift ulaşım aracı ve kendimizi sadece bir yere varmak için yolları arşınlayan bir varlık olarak görürüz. Oysa bambaşka bir yaşam mümkündür. 1 nisan 2021 tarihinde yağmurlu bir ilkbahar gününde İzmir’den Fethiye’ye doğru yola çıktım. Fethiye’den yürümeye başlayıp Antalya’ya kadar toplam 536 Km’lik Likya yolunu yürüdüm .Peki ben bunu neden yaptım? Aklımdan zorum yok, canıma kastım da yok. Sadece hayata dahil olmak istedim. Modern toplum insanı doğadan, kendi doğasından soyutlanmış bir varlık olarak yaşamını sürdürüyor. Günlük hayat koşturmacası içinde konuşmayı, dinlemeyi, anlamayı unutuyor. Parklarda ve bahçelerdeki dejenere olmuş köşe başı sohbetlerinin yapmacık duruşları insanı tatmin etmiyor. Düşünen bir insan her zaman daha fazlasını istiyor. Parklardaki yürüyüşlerde sana bir şeyler katıyor elbet ama bir yere kadar. Onun sınırının bittiği yerde keşif duygusu başlıyor. Bilmediğin bir ortam, doğa, yol, orman, nehir, bilmediğin insanlar.
Keşfedebileceğin bir dünya orda seni bekliyor.
1 Nisan’da benim yolumun başladığı bugünde keşiflerim de başlıyor. Doğaya, kendime, tarihe ve kültüre yürümeye başlıyorum. Tereddüt etmeden kendime doğru adımlar atıyorum. Şunu söylemeliyim ki korkmadığın anda hayatta ve dünyada iz bırakıyorsun. Bu durum çok hoşuma gidiyor. Ayak izlerimi bırakırken dağlara ve yollara , dünyaya da dokunuşlarımı miras bırakıyorum. Dikenlerin üstünde yürüyorum bazen, bazen de tane tane kumların tepesinde güne doğru süzülüyorum. Yorulduğumda soluklanırken ağaçların dans edişini izliyorum ve ben anlıyorum ki doğru yoldayım .Ana şahit oluyorum o an tam olarak yaşadığımı hissediyorum. Yolları arşınlarken adım adım insanları, insanlığı keşfediyorum. Yolda yürümenin felsefesi kitabını okurken bir yandan da onu yaşıyorum. Nietzsche’nin Kara Orman’da yürürken göz çukurlarına dolan mutluluk gözyaşları, Rimbaud’nun tahta ayağıyla açılacağı çöllere dair kurduğu düş, yasaklı Rousseau’nun Alpler’ deki adımları, Thoreau’nun Walden’daki gezintisi, Nerval’in dar sokaklardaki aylaklığı ve daha niceleri… Ahh, onların hepsi benim en değerli yol arkadaşlarımdır.
”On gün birisiyle yürümek, on yıl onunla birlikte yaşamak demektir.” diyor. Henry David Thoreau. Evet ben de bir yürüyüşçü olarak buna katılıyorum Çünkü yürürken hayatın bir parçası oluyorsun. Parçası olduğun şeye daha da ait oluyorsun. Bunu yaşadığın, paylaştığın kişiyle de daha çok şey paylaşıyorsun. Bu durumda karşıdaki kişiyle on gün yürümek on yıla bedeldir.77 gün dağlarda ateş yaktım. Nehir kenarında su sesleri ile uyudum. Kuşların seslerine kulak verdim. Vahşi doğamın çağrısının peşinden gittim ve kendime doğru yol aldım. Özümü ararken günün bitiminde her seferinde yaşadıklarım için şükran duydum.1 Nisan’da başlayan yolculuğum 16 Haziran’da bitti ve ben şimdi başkalaşımımı tamamlayabilmek için kabuğuma çekildim. Murathan Mungan’ın sözlerindeki gibi; “Kimse çıktığı yolda kendisi kalmaz. Yol insanı başkalaştırır.”
Şimdi yürümenin güzelliğini keşfetmiş bir benliğe sahibim ve yaşama bambaşka bir perspektifden bakıyorum. Şunu söylemeden edemeyeceğim artık cır cır böceklerinin seslerini balkonumdan da duyuyorum…
Eşe GÜNGÖR(Sosyolog & Yaşam Koçu)


