ANLAŞILMAK MI, ANLAŞILAMA MAK MI?
Uzun bir aradan sonra, duygu ve düşüncelerimi sizlerle yeniden paylaşmaktan duyduğum mutlulukla sözlerime başlamak istiyorum.
Yazımın başlığından da anlaşılacağı üzere bugünkü konumuz; toplumsal dinamikler, sosyal yaşama yansımaları ve derin bir yaraya dönüşen “anlaşıl(a)mama” hâli.
Hepimizin zaman zaman yakındığı, bizi yoran konuların başında gelir bu. Ancak bu durum, ne yazık ki fırsat eşitliğinden mahrum bırakılan engelli bireylerin günlük yaşamlarında tarifi mümkün olmayan derin yaralara sebebiyet vermektedir. Bu yaraların farkında olunması bile çoğu zaman kâfi gelmiyor.
Bazen sessizlikte feryat ederler yaşamsal zorluklarını… Bazen de ulusal ve özel günlerde haykırırlar sorunlarını. Ama ne yazık ki, sonuç hep aynıdır: Onların bir yanları eksik sayılır. Hedefe ulaşmak için olağanüstü gayret sarf etseler dahi, yakarışları genellikle sonuçsuz kalır.
Belki de bunun en bariz, hatta en önemli nedeni, toplum olarak yeterli toplumsal bilince henüz sahip olamayışımızdır.
İşte bu yazı, tam da bu bilincin ısrarla hatırlanması ve hatırlatılması içindir.
Gündelik yaşamda karşılaşılan zorluklar; erişilemeyen kaldırımlar, saygısızca park edilmiş araçlar yüzünden tıkanan trafik, sosyal yaşama tam anlamıyla katılamama ve daha sayamadığımız yüzlerce madde… tüm bunlar o büyük resmin parçasıdır.
Bu noktada farkındalığı artırmak adına paneller, söyleşiler düzenlemek ve sivil toplum kuruluşlarını desteklemek, önde gelmesi gereken hususların başında gelmelidir.
Unutmayalım ki; yaşamların tamamen ENGEL SİZ olması, sadece bu konuda atılacak somut adımlarla mümkündür.
Çözüm anlamında beklenen tek şey, ne büyük bütçeler ne de mucizevi teknolojiler. Beklenti sadece biraz… ya da az da olsa GERÇEK BİR EMPATİ yaklaşımıdır.
Çünkü unutmayalım: Hayatı Paylaşmaya Engel Yok.


