31 MART DEĞERLENDİRMESİ
Bu seçimi anlamak için bir sene öncesine dönmeliyiz. 14 Mayıs seçimlerine dönüp muhalefeti ve iktidarı tek tek inceleyelim. Sonra da 31 Mart öncesi ve sonrasını değerlendirelim: 14 Mayıs’ta Cumhur İttifakı oldukça rahattı. Adaylarını Sayın Erdoğan olarak açıklamışlar, meclis ittifakını kurmuşlar ve arkalarına yaslanmışlardı. Muhalefeti incelemeden önce, sonra yazacağımı baştan belirterek parantez açayım: “Muhalefetin ittifak stratejisi yanlıştı. Dost acı söyler, 6 birbirinden farklı parti yan yana geldi.” 14 Mayıs seçimlerinden önce CHP, İYİ Parti, Saadet, DEVA, Gelecek ve Demokrat Parti bir araya geldiler. Haftada bir buluştular. Türkiye bir Osmanlı mirası lider ülkesidir. Sayın Erdoğan karşısında bugünkü kadar olmasa da azımsanmayacak bir hayat pahalılığının olduğu bir dönemde toplanıp toplanıp dağıldılar. Sayın Kılıçdaroğlu, küçük muhalefet partilerini yanına çekti ve İyi Parti’yi dışladı. Kendi Cumhurbaşkanı adaylığını 6’lI masa etrafında dayattı. Bunun sonucunda 14 ve 28 Mayıs seçimleri muhalefet açısından başarısızlıkla sonuçlandı.
31 Mart seçimlerine baktığımızda ise: İyi Parti, 14 Mayıs seçimlerinin kızgınlığıyla CHP ile köprüleri attı. Bugün anlaşılıyor ki bu çok yanlış bir hamleydi. CHP’de ise 14 Mayıs seçimlerinin ardından değişim yaşandı, Kılıçdaroğlu yerine Ekrem İmamoğlu etkisiyle Özgür Özel geldi. Genel Başkan Ekrem İmamoğlu olmalıydı ama hiç yoktan iyidir. Bu değişimin etkisiyle ve dar gelirli kesimin artması sonucunda 21 yıllık AK Parti ve Sayın Erdoğan iktidarında ikinci parti olduk.
Denge her zaman iyidir. Demokrasi denge ve denetimdir. Bu nedenle seçmen Cumhurbaşkanlığı ve belediyeleri ayırarak doğru bir karar vermiştir. Ben her zaman mecliste farklı, yönetimde farklı partiye oy vermeye dikkat ettim.
Eğer erken seçim olmazsa, inşallah olmaz. Ülkemiz son zamanlarda seçimlerden çok yoruldu. Önümüzdeki dönemde ülkenin gündemine yoğunlaşacağız. Bundan sonra yeni anayasa konuşuruz diyordum ama ülkemizin öncelikli gündemi uzun bir süre dış politika olacak gibi duruyor.


