Önü alınamayan pahalılık
Hayat pahalılığı ülkemizi adeta yangın yerine döndürmüş. Yetkililer fiyat denetimleri ile piyasayı kontrol altında tutmaya çalışıyorlarsa da yaptıkları havanda su dövmekten ibaret. Zira ürün fiyatlarını arz ve talep belirler. Arz çok alıcı az ise fiyat düşer. Arz az alıcı çoksa fiyatlar yükselir. Bu üne kadar yetkililer bu piyasa kurallarını görmezden geldiler. Üreticiye destek verip üretimin arttırılmasına sağlayacaklarına ithalatın kapılarını ardına kadar açarak aranan ürünlerin fiyatının düşürülmesini sağladılar. Bunlar geçici ve sağlıksız önlemlerdir. Kalıcı olmasının tek umarı üretimdir. Üretim desteklenmez ve arttırılması sağlanmazsa pahalılığın önünü hiçbir güç kesemez.
Konya kadar olmayan Hollanda, Danimarka, Belçika ve Lüksemburg gibi ülkeler yüz milyarlarca dolar tarım ürünleri ihraç ederlerken Türkiye’nin ithal cenneti haline getirilmiş olması düşündürücüdür. Bu ülkelerin tarımda ve hayvancılıkta başarıları hükümetlerinin verdikleri destekler yüzündendir.
Ülkemizde daha ne oldu ki yapay gübrelere zam yapmaları Çiftçilerin tüm girdileri zamlı, ürettikleri ürünler ise maliyetini karşılamayan fiyatlarla ellerinden alınıyor. Üreticilerimizin ürettikleri buğdaya verilen fiyatın yüzde yirmi fazlasıyla Rusya’dan buğday satın alınıyor. Bu yüzde yirmi fark üreticimize verilmiş olsaydı önümüzdeki yıllarda ekilmeyen tarla kalmazdı. Güncel konularımızdan biri de siyaset. Muharrem İnce daha kendisini Cumhurbaşkanlığına aday göstermiş olan CHP ye bu kadarına da pes dedirtecek şekilde verip veriştiriyor. Muharrem İnce’nin kuracağı partiye destek vermek için koskoca Yalova’dan topu topu üç yüz elli kişi CHP den istifa ediyor. Lütfen bu sayıya dikkat edin. Yalova millet vekili Muharrem İnce parti kuracağını açıkladığında her partiden on binlerce kişi partilerinden istifa etmiş olsaydı başarı ibresi biraz yükselebilirdi. Böyle bir eylem gerçekleşmediğine göre Muharrem İnce’nin kuracağı parti yüzde bir bile oy alamaz. CHP den CHP ye TÜ kaka diyerek ayrılan üç millet vekili de ilk seçimde sap gibi ortada kalacaklardır.
Ülkemizde yabancı şirketler ormanlarımızı maden arama bahanesiyle yok ediyorlar. Yap işlet modeliyle kurulacak olan termik santral için santralı kuracak olan şirket üç yüz elli bin ağacın kesileceğini açıkladı. Köylüler bu duruma karşı çıkmakta, ülkesini sevenlerce desteklenseler de santralı kuracak olan şirket mahkeme kararlarını hiçe sayarak inşaata devam etmektedir
Günümüzde insanlarımız evlerine götürecekleri ekmek parasını dahi zor bulurlarken altın takı satan şirketler yoksulun yoksulluklarıyla alay eder gibi tak taç beş taş takı reklamları yapıyorlar ve bu takılar için her kadının hakkı diyorlar. Bir de televizyonlarda yemek programları yapılmaktadır. Bu çeşit çeşit yemekleri gören yoksul bir ailenin çocuğu anne bu yemekten sen de yapsana dediğinde o annenin durumunu düşünebiliyor musunuz? Bu yemek programlarını her gördüğümde annesinin kucağında oturan bir fotoğraf geliyor gözlerimin önüne. Annesinin kucağında oturan çocuk annesine soruyor. Anne cennette ekmek var mı? Varsa bir an önce ölelim de karnımız doysun diyor. Bundan daha acı bir durum olabilir mi? Kuru ekmek yiyebiliyorsa toktur diyen Edirne milletvekilinin kulakları çınlasın. Kuru ekmek doyurabilir ama o çocuğun ruhunu doyuramaz.
Ülkemizde aç insan kalmaması dileğiyle tüm okurlarıma koronasız, sağlıklı ve özgür günler dilerim.
Özcan Nevres


