ÇOÇUK HİKAYELERİ
ALİ’NİN DEVE KARŞI ZAFERİ
1. BÖLÜM
Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, uzak ülkenin birinde bir dev yaşarmış. Boyu üç metreyi aşan bu dev dağdaki büyük bir mağarayı barınak olarak kullanır, mağaradan çıktığında giriş kapısını büyük bir kaya parçasıyla kapatir, gündüzleri horul horul uyur, geceleri de kendisine yiyecek bulmak için ormanın içine dalar.Tavşan, sincap, yaban meyvesi ne bulursa karnını bir güzel doyurup, sonra mağarasına geri dönermiş. Dev mağarasında uyurken öyle bir horlarmış ki, horultusu kilometrelerce öteden beri duyulurmuş.
Devin sık, sık dolaştığı ormanın ötesinde küçük, şirin bir kasabada ve bu kasabada yaşayan mutlu ve huzurlu insanlar varmış.
Ayşe’de çatısı bal kabağını andırır bir şirin evde yaşlı babaannesi ve ailesi ile birlikte yaşayan henüz dokuz yaşlarında bir kızmış. Yaşlı babaannesi küçük Ayşe’nin sari uzun saçlarını kendi elleriyle örüp, kırmızı kurdele bağlarmış.
Ayşe zaman zaman mantar toplamak için ormana gider, giderken yanında arkadaşı Ali’yi de götürürmüş. Günlerden bir gün Ayşe ormandan mantar toplamaya gitmeye karar vermiş. Arkadaşı Ali’nin o gün başka bir işi olduğu için tek başına yola çıkmış. Yola çıkarken yaşı babaannesi Ayşe’nin saçlarını öpüp, başını küçük hasır şapkasını takmış. Giderken de “Aman kızım, sakın topladığın mantarlar zehirli olmasın. Siyah benekli mantarları sakın toplama, zehirlidir. Fazla ormanın derinliklerine gitme. Sonra kaybolursun!” diye de Ayşe’yi sıkı sıkıya tembihlemiş.
Küçük Ayşe’de, “Sen merak etme babaanneciğim. Senin için en güzel mantarları toplayacağım, hep birlikte afiyetle yeriz” diyerek babaannesine el sallayarak ormanın yolunu tutmuştu.
Ayşe, mantar toplamak üzere seksek oynayarak ve şarkı söyleyerek ormana gitmişti. Babaannesinin kendisine söylediği nasihatler aklındaydı. Onun dediği şekilde çok dikkat edip, kesinlikle zehirli mantarlara dokunmayacaktı.
Ayşe, ormanda dolaşa dursun, ormanın öteki yakasında bir mağaradaki dev de gündüz uykusunu uyumaktaydı. Dev, birden kocaman midesinde bir ağrı hissetti. Uyandı açlık hissine kapılmıştı. Karnını mutlaka doyurması için yiyecek bir şeyler bulması gerekiyordu.
Yattığı yerden doğruldu, mağaradan dışarı çıktı, her zaman yaptığı gibi, büyük bir kaya parçasıyla mağaranın gerisini kapattı ve ağır adımlarla ormanın yolunu tuttu.
Ayşe, babaannenin örme sepeti kolunda, şarkılar söyleyerek mantar toplamak için ağaçların çevresinde bir sağa, bir sola dolaşıp beyaz mantarları inceleyerek özenle sepetine atıyordu.
Kuş cıvıltıları, çekirge ve kurbağa sesleri ormana sihirli bir güzellik veriyordu adeta. Çam ağaçlarının kekremsi kokusu çeşit çeşit rengârenk çiçeklerin büyülü dokusu da ayrı bir huzur saçıyordu ormana. Ayşe, mantar toplamakla uğraşırken dev de ormanın öteki ucundan içeriye dalmıştı bile. Sik ağaçların arasından kocaman elleriyle dalları hışırdatarak aralayarak yavaş yavaş ormanın içlerine doğru ilerlemeye başlamıştı.
Devin ayak seslerini duyan kuşlar, tavşanlar, sincaplar can havliyle kaçışmaya başlamışlardı.
Dev ağaçlarda gördüğü yaban meyvelerini koparıp kocaman midesine atıyor, açlığını bastırmaya çalışıyordu bir nebze.
Dev adımlarını hızlı hızlı atarak kısa sürede ormanın içlerine kadar yaklaşmıştı. Burnu çok iyi koku alıyordu. Birden burnunun derinliklerinde bir insan kokusu hissetti. Büyük bir çam ağacının arkasına saklanıp, nefesini de tutarak avının bir an önce kendisine doğru yaklaşmasını beklemeye koyuldu.
Ayşe, beyaz mantarları toplamaya öyle bir dalmıştı ki, ormanın derinliklerine kadar geldiğini kendisi bile fark edememişti. Kolunda ki sepeti henüz dolmamıştı bile, benekli mantarları almıyor sürekli beyaz mantarları arıyordu neşe içerisinde.
Dev, boynunu ağacın arkasından uzatınca, ileride güle oynaya kendisine yaklaşmakta olan Ayşe’yi gördü ve onun hareketlerini dikkatle incelemeye başladı.
Karşısında küçük bir kız çocuğu her türlü tehlikeden habersiz, yavaş yavaş kendisine doğru yaklaşıyordu.
Ormanın o sihirli havası değişmiş yerini ciyak ciyak bağrışan kuş seslerine ve kaçışan hayvanların gürültülü seslerine bırakmıştı.
Ayşe, devin saklandığı ağaca öyle bir yaklaşmıştı ki, aniden ortaya fırlayan devi görünce, korkudan elindeki sepetini düşürdü. Mantarlar ortaya serpildi ve kaçmak için uğraşırken ayağı takılıp yere düştü. Düşünce örme hası şapkası da başından uçuvermişti.
Ayşe’nin yere düştüğünü gören dev onun ayağa kalkmasına fırsat vermeden hızlı adımlarla Ayşe’ye doğru yaklaştı. İri kocaman elleriyle Ayşe’yi düştüğü yerden alarak hızla havaya kaldırdı. İki eliyle kavradığı Ayşe’yi burnuna doğru yaklaştırarak onun kokusunu içine çekmeye başladı.
Ayşe devin iri parmakları arasından kurtulmak için çırpınarak ayaklarını sallıyor ve “Bırak beni, bırak beni” diye bağırıyordu. Böyle bir yaratıkla ilk defa karşılaşıyordu Ayşe. Bir anda Ayşe ile devin gözleri karşı karşıya geldi.
Ayşe’nin can havliyle çırpınması devi neşelendirmişti. Şimdiye kadar hiç tatmadığı bir koku, hiç oynamadığı bir oyuna dönüşmüştü.
Dev kararını vermişti. Ayşe’ye zarar vermeyecek, onu kendi mağarasına götürüp, kapatacak ve kendisine bir eğlence ve oyun arkadaşı olarak yanında tutacaktı.
(Devamı Gelecek sayıda)


